Üye Girişi

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün167
mod_vvisit_counterDün160
mod_vvisit_counterBu hafta548
mod_vvisit_counterBu ay548
mod_vvisit_counterToplam477660

Sitedekiler

Şu anda 7 konuk çevrimiçi
Böyle giderse yeni bir gezegene daha ihtiyacımızolacak... PDF Yazdır
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Çevre kirliliği

Çevre; dünya üzerinde yaşamını sürdüren canlılarının hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Diğer bir deyişle " ekosistem"olarak tanımlanabilir.

Hava, su ve toprak bu çevrenin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir.

Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayına "çevre kirliliği" adı verilmektedir.

Gelişen teknolojinin yaşamımıza getirdiği rahatlık yanında, bu gelişmenin tabiata ve çevreye verdiği kirliliğin boyutu her geçen gün hızla artmaktadır. Yaşamı daha mükemmel hale getirmek, daha sağlıklı ve uzun bir ömür sağlayabilmek amacına dönük bu gelişmelerin, gerek kırsal, gerek kentsel alanlarda olsun, doğal kaynakları bozduğu su, hava, toprak kirlenmesine yol açtığı, bitki ve hayvan varlığına zarar verdiği son yıllarda inkar edilemez bir gerçek haline dönüşmüştür.

Hava kirliliği

Atmosferde toz, duman ve saf olmayan su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin, insanlar ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verebilecek miktarlara yükselmesi, “Hava Kirliliği” olarak nitelenmektedir. Havayı kirleten maddelerin sınır değerleri (havada zararlı olmayacak derecedeki en yüksek değerleri), her ülkenin ilgili kuruluşları tarafından yönetmeliklerle belirlenir. Kirletici maddelerin niteliğine göre, canlılara vereceği zarar şekil ve dereceleri de değişir. Hava kirliliğine karşı alınabilecek önlemler, kirlilik kaynağına göre (fabrika, termik santral, konutlar, taşıt araçları) çok çeşitlidir. Bu önlemler başta eğitim alınmak üzere teknik, hukuksal önlemler olmak üzere başlıca 3 grupta toplanabilir. Bir çok ülkenin hava kirliliğinin sınırı vardır fakat gelişmiş ülkeler bu sınırı aşmaktadır.

Su kirliliği

Su kirliliği, istenmeyen zararlı maddelerin, suyun niteliğini ölçülebilecek oranda bozmalarını sağlayacak miktar ve yoğunlukta suya karışma olayıdır. Konutlar, endüstri kuruluşları, termik santraller, gübreler, kimyasal mücadele ilaçları, tarımsal sanayi atık suları, nükleer santrallerden çıkan sıcak sular ve toprak erozyonu gibi süreçler ve maddeler su kirliliğini meydana getiren başlıca kaynaklardır. Bunların hepsi doğrudan doğruya veya dolaylı olarak canlı ve cansız varlıklara zarar vermektedir. Suların kirlenmesine karşı alınabilecek önlemler iki grupta toplanabilir:

Su kullanımında tasarruf sağlayacak önlemler (ev idaresi, tarımsal sulama, sanayide su kullanımı vb.).

Suları temizleyen teknik önlemler. Birinci gruba giren önlemler, atık kirli su miktarını azaltmayı öngörmektedir.Teknik önlemler ise, suyun kirlenmesini ve kirlenmiş suların arıtılmasını sağlarlar.

Toprak kirliliği

Toprağın verim gücünü düşürecek toprak kirliliği veya toprak kirlenmesi olarak nitelenir. Toprak kirlenmesi, hava ve suları kirleten maddeler tarafından meydana getirilir. Örneğin, kükürtdioksit oranı yüksek olan bir atmosfer tabakasından geçen yağmur damlacıkları “asit yağışları” halinde toprağa gelir. Toprak içine giren bu asitli sular ağaç köklerini, bitkisel ve hayvansal toprak canlılarını zarara uğratır. Toprağın reaksiyonunu etkileyerek besin maddesi dengesini bozar, taban sularını içilmez hale getirir. Aynı şekilde çöp yığınlarından toprağa sızan sular, kirli sulama suları, gübre çözeltileri, radyoaktif maddeler, uçucu küller, toprağı kirleten madde ve kaynaklardır. Toprak kirliliğini önlemek için çok çeşitli teknik geliştirilmektedir.

Radyoaktif kirlenme

Nükleer enerji santralleri, nükleer silâh üreten fabrikalar, radyoaktif madde artıkları radyoaktif kirlenme yaratan başlıca kaynaklardır. Radyoaktif maddeler yaymış oldukları elektronla hava, su, toprak ve bitkilere zarar verir. Radyoaktif maddeye sahip (radyasyonlu) hayvansal ürünler (et, balık, süt, vb.) ve bitkiler, bu zararlı maddeyi besin zinciri ile insanlara ve diğer canlılara taşır. Bunun sonucunda bağışıklık mekanizmasını felce uğratmak, organları zedelemek gibi tedavisi olanak dışı olan hastalıklar meydana gelir.

Işık kirliliği

Işık kirliğinin sebepleri:lazerler ve gereksiz aydınlatmalardır.Işık kirliliği bu sebeplerin gece havada aşırı aydınlık oluşturmasıdır.Bu aşırı aydınlık canlılara zarar vermektedir.Örneğin: • Deniz kaplumbağaları yumurtadan çıktıklarında denizin üzerindeki ay yansımasını ararlar ama aşırı aydınlatmalardan dolayı bir kısmı ayın yansıması ayırt edemez ve bu nedenden dolayı açlıktan veya avlanmaktan dolayı ölmektedir. • Kuşlar uçarken aya göre yön bulurlar.Ama aşırı aydınlatmalardan dolayı hangisinin ay olduğunu bilemezler ve göç edemeyip ölürler. Ve ayrıca gereksiz aydınlatmalar şunlara da sebep olur: • Yeryüzündeki teleskoplar gök cisimlerini gözlemleyemez. • Karbon ayak izini büyütür. Aydınlatmalar bilinçli kullanıldığında bunlardan hiç biri olmaz . Lazerler gökyüzündeki cisimlerin görüntüsünü azalttığı için ışık kirliliğine yol açmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir rapor, tüketim hızımızın ulaştığı boyutları ortayakoydu. WWF, yani Doğal Hayatı KorumaDerneği’nin Londra Zooloji Derneğive Küresel Ayak İzi Ağı işbirliğiyle iki yılda bir yayımladığı ‘YaşayanGezegen 2012’isimli raporunun ortaya koyduğu çarpıcı sonuç, dünya insanlarının mevcut yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıklarını devam ettirmesi halinde 1.5 gezegene daha ihtiyaç duyacağı yönündeydi.Mart ayında Türkiye için ilk kez yayınlanan ‘ekolojik ayak izi’ raporuna göre,Türkiye’nin tüketim düzeyi, dünya genelinde kişi başına düşen doğal kaynak kapasitesinin yüzde 50 üzerinde. Dünyada görüldüğü gibi Türkiye’de de, 1970’lerden beri biyolojik kapasite açığı artıyor. Türkiye, kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi sıralamasında 150 ülke arasında 68. sırada yer alıyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nda ekolojik limit aşımı son 50 yılda sekiz kat arttı. Türkiye’nin ekolojik ayak izi, sahip olduğu yenilenebilir doğal kaynakların iki katı. Türkiye’nin ekolojik ayak izinin yaklaşık yarısını karbon ayak izi oluşturuyor.

Gelin güzel ülkemizde temiz enerji üretimini ve kullanımını, öncelikle kendimize soralım ve daha bu konular dünya gündeminde yerini almamışken, Tarzan'ın yaptıklarını hatırlayalım!!

Manisa Tarzan'ı ve Çevre

Gün geçtikçe çevre kirliliği ve tüm dünyanın karşı karşıya olduğu, ivedilikle çözüm bekleyen bir sorunudur. Eko sistemin dengesini insanoğlu gereksinmeleri için, bilinçsizce ormanları katletmiş dir. Doğanın kendini yenileme yeteneği üzerinde doğaya hasar verilirse, bundan yine insanoğlu zarar görecektir.Yanlış kararlar sonucu, yeşil alanların tahrip edilmesi, yağmalanması, çevre sorunlarını ortaya çıkarıyor. Oysa insanoğlu her kuşakta devraldığı doğal kaynakları, olduğu gibi koruyarak, gelecek kuşaklara aktarması gerekir. Son bilimsel araştırmalar, gezegenimizin her iki kutbunda ozon tabakasının delik olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Bu korkunç durumu gören bazı ülkeler birleşerek, dünyamızı nasıl kurtarabiliriz, diye çareler aramaya başladılar. Bir dizi kararlar alarak, tüm dünya insanlarına seslendiler!“DOĞAYI KORU”Doğayı koruyun diyenler, Manisa Tarzan’ı Ahmet Bedevi’yi ne kadar tanıyorlar acaba ? Tarzan kimdir? Ne yapmıştır ?1923 te geldiği Manisa’nın enkaz kaldırılmasında bulunmuş, daha sonra da Manisa’nın yeşillendirilmesi için ağaç dikmeye başlamıştır. Belki de dünyada ilk kez çevre hareketini o başlatmıştır. Bu çıplak adam, bir bahçıvan çırağı, Ahmet Bedevi, yani Manisa Tarzan’ıdır. Tarzan, kuru dalları ektikçe, sanki elinde sihir varmış gibi dallar yeşerip, fidan olmaya başlamış. Fidanlar ağaç olurken O, Yeşil Manisa’nın sembolü olmuştur.

Tarzan’ın kalbi; ağaçların gövdesi, dallar kollarıydı.Tarzan, yaşamında ağaç sevgisiyle bütünleşmiştir. Bir gün insanların doğa katliamına karşı kayıtsız kalamayacağını, yıllar önce haykırmıştır. Yeşil derken yüreği titreten, ağaç sevgisi derken bilinci bileyen Tarzan, “Yeşilin Atasıdır.Tarzan eşsiz özverisiyle, doğa ile iç içe yaşamanın güzelliğini insanlara öğretmiştir. Tarzan yaprağın yeşilinde sevinci, mutluluğu bulmuştur. Bakışlarında acı, umut vardır, duruşunda yiğitlik vardır.Çevreci olması, yeşili sevmesi. Daha önemlisi ormanlar meydana getirip ”Yeşilin Atası” olması nesebiyle İlk çevreci hareketi başlatan ve kendini yeşile adamış Manisa Tarzan’ını Dünya çevre gününde minnetle ve rahmetle anıyor, hepinizin Dünya Çevre gününü kutluyoruz…

Yukarıda TARZAN 'ın güzel Manisamız'ın, ülkemizin sağlıklı çevre geleceği için kişisel katkılarına değinerek, ülkemizdeki çevre sorunlarına ekolojik dengeye dikkat çekmek istedik, umarım kişisel gayretler giderek artar. Bu artışın önce evlerimizde, yerel yönetimlerimizde, ilgili kurum ve kuruluşların ve özelliklede tüm yöneticilerimizin katkısı ile daha da artacağına inanıyoruz.

Manisalılar Mesir ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu